Seyahat

Saraybosna ve Belgrad İzlenimlerim

Daha önce İsveç ve İngiltere vizeleri için yaptığım başvurular ile ilgili uzunca yazılar yazmıştım. Doğrusu bu proje benim için sürpriz oldu. Projeden 10 gün önce projeye seçildiğimi öğrendim. Proje yeri Sırbistan olduğu için vizesiz seyahat etme imkanı bulacaktım. “Develop Yourself to Develop Your Rural Community” adlı projede özellikle kırsal kesimde ikamet eden gençlerin girişimcilik ile ilgili bilgilerin arttırılmasına yönelik gerçekleştirilen seminere katılma fırsatı buldum.

Eğitim kursuna Türkiye’den 3 arkadaş gittik. Ayrıca  Sırbistan, Yunanistan, İtalya, Polonya, Romanya ve Slovakya’dan katılımcılar vardı. Projeye bir hafta kaldığından hemen bilet ayarlama telaşına girdim. Balkanlara ilk defa gideceğimden  Saraybosna’yı görüp öyle Sırbistan’a geçme kararı aldım. Böylelikle önce Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’ya indim. Daha sonra Sırbistan’nın başkenti Belgrad’a otobüs ile geçtim. İnternete “Saraybosna’da gezilecek yerler” veya “Belgrad’ta gezilecek yerler” yazarsanız bununla ilgili yığınla bilgi göreceğinizden detaylı açıklamalar yapmayacağım. Sadece oraya giderseniz muhakkak burayı da görmelisiniz diyeceğim listeyi yazıyorum. Eğer Saraybosna’ya giderseniz, 1. Dünya savaşının başladığı Latin Köprüsünü, İçerisinde bakırcıların, kuyumcuların, küçük dükkanların, restoran ve kafelerin yer aldığı Başçarşı’yı, Bosna Valisi Hacı Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Sebil’i, İsa’nın Kalbi Katedrali’ni, 1945’ten beri sönmediği söylenen Sonsuz Ateş’i,  Mustafa Baseskije Caddesi’nde bulunan pazar yerini, Begova Camisini ve altında bulunan Bedesten’i, binlerce şehidin olduğu mezarlığı ve Aliya İzzet Begoviçi, Saraybosna’ya savaş süresince uygulanan ambargo nedeniyle kazılan Umut Tüneli’ni gezmeyi unutmayın derim. Saraybosna’da iki gün kaldıktan sonra proje yeri olan Sırbistan’ın Kikinda şehrine  yola koyulduk. Saraybosna bir vadi arasına kurulmuş adeta bir Karadeniz şehrini andırıyordu. Belgrad’a doğru yol aldıkça düzlükler artıyordu. Oldukça bol virajlardan geçtik. Normalde 4 saatte gidilebilecek yolu 8-9 saatte gidebildik. Sırbistan’ın sınırından geçerken herhangi bir sorun ile karşılaşmadık.  

Aynı şekilde eğer Belgrad’a gelirseniz, eski şehir ve yeni şehirle karşılaşacaksınız. Turistik mekânların tamamı kentin tarihi kısmında yer alıyor. Yeni Belgrad ise alışveriş merkezleri ve gökdelenleri ile kentin modern yüzünü temsil ediyor. Alışveriş merkezlerini ve gökdelenleri bir çok yerde görme fırsatı buluğumuz için ben sadece kentin tarihi mekanlarını gezdim. Belgrad’ta Osmanlı‘nın kente hâkim olduğu 1521 yılından beri adı değişmeyen kalenin bulunduğu Kalemegdan’ı listenizde ilk sıraya ekleyebilirsiniz. Buradan Sava ve Tuna nehirleri ile Yeni Belgrad’ın eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz. İstiklal Caddesi‘nin eski halini anımsatan Knez Mihailova Caddesi’ni, Bohem yaşam tarzının merkezi konumundaki Skadarlija‘yı, tamamlandığında Balkanlar’daki türdeşlerinin en büyüğü olacağı söylenen Aziz Sava Katedrali’ni, Eski Şehir’in merkezi sayılan Cumhuriyet Meydanı’nı, beni beklide en çok etkileyen Nikola Tesla Müzesi’ni, Belgrad’da yaşayan Sırpların özgürlükleri için Osmanlı yönetimine karşı ayaklandıklarında kamplarını kurdukları Taş Meydan’ı,  Osmanlı devrinden kalma Bayraklı Cami’sini gezmeyi unutmayın derim.

Saraybosna’da ve Belgrad’ta görmeniz gereken yerlerin önerisini yaptıktan sonra yavaş yavaş sizi proje yerine yani Kikinda’ya götürmek istiyorum. Ondan önce genel itibarı ile gözlemlediğim bir hususu aktarmak istiyorum. Bir savaş kırgınlığı gördüm Balkanlar’da… Tüm metropollerin başına ne gelmişse buralarında başına gelmiş. Bir taraftan eskiyi devam ettirmek isteyen bir kesim, bir taraftan moderniteye teslim olmuş bir kesim. Çoğunluk arada kalmış. Buna kaybetmek mi denir kazanmak mı bilemedim. Ama dediğim gibi bir savaş yorgunluğu gördüm orada.

Saraybosna ve Belgrad’da dikkatimi çeken şeylerden biride sokaklardaki ve toplu taşıma araçlarında ki graffiti çalışmaları idi. Kimilerine göre vandalizm kimilerine göre bir sanat olarak görülen graffitinin yer yer şehre güzellikler kattığına inanıyorum. Başkasının özgürlüğüne kısıtlama getirmeyen, nefret, şiddet içermeyen bu tür içerikler önemli eserlerdir bana göre. Ama malesef şehrin bir çok mekanı bu manada hor kullanılmış. Yasaklar yeni arayışlar doğurur. Özgürlüklerde yeni kısıtlamalar. Bu kısır döngüde vasat bir insan kalmak gerçekten zor. Her şeyin aşırısından kaçınmak temennisiyle.

İki şehirde başkent olduğu için kozmopolitik bir yapıya sahip, dolayısıyla her ulustan insan var. Projemiz Sırbistan’a bağlı Kikinda şehrinde gerçekleşti. Kikinda’da şüphesiz en beğendiğm yer Kika Müzesi’ndeki mamut iskeletleri idi. Kikinda, Romanya ve Macaristan arasında, sessiz,  temiz ve genellikle 2-3 katlı binalardan oluşan bir şehir. Her proje gibi bu projede de bir çok ulustan yeni arkadaşlar edindim.  Girişimcilik  ile ilgili bilgilerimi güncelleme fırsatı buldum. Bazen bildiğimizi ve çok şey gördüğümüzü iddia ediyoruz. Aslında şu küçücük dünya hayatında kocaman görmediğimiz yerler var. İnsanoğlunun keşfetme ve öğrenme serüveni hiç bitmeyecek. “Okumayı ve yazmayı bitirdim, öğreneceklerimi öğrendim.”  dediğimiz anda biteriz. Bir gün kendi köyünden dışarı çıkmamış bir adama dünyanın büyüklüğünün ne kadar olabileceği ile ilgili bir soru sormuşlar. Adam “Dünya bizim köy ve komşu köyden ibaret.” demiş.  Herkesin dünyası gördüğü yerler kadardır. Dünyası geniş olanın bakış açısı da geniş olur. Bakış açımı genişletmemde bir nebze olsun yardımcı olan “YouthSeason” ekibine teşekkür ediyorum. Ve tabiî ki de yolda ve projede bana tercümanlık yapan Tarakçı ve Papuççu’ya teşekkür ediyorum. Bir kez daha İngilizce konuşamamanın zorluğunu yaşadım diyebilirim. Vakit varken en az bir dil üzerine yoğunlaşın. İletişim kurmanın, anlamanın anlaşmanın bir yolu da yoldayken kendini ifade edecek kadar dilbilgisine sahip olmaktır. 

Şu sıralar “Bu dünya hayatı çok kısa, acaba neyle uğraşmalıyım?” sorusunu çokça soruyorum kendime. Asıl cevabı bulduğumda sizinle paylaşacağım fakat şunu söyleyebilirim.  Dün geçti, yarının geleceği belli değil, öyle ise bugünün kıymetini bilelim. Bu dünyada devlet memuru olmaktan, sigortalı çalışmaktan daha önemli şeyler var. Hoşça kalın…

Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir